Kipur Şahrit konuşması – 5773

Bizleri yaşatan ve bu güne eriştiren Tanrı mübarektir.

“Baruh şeeheyanu vekiyemanu veigianu lazeman aze.”  

Elul ayı ile başlayan vicdan muhasebesinin, Roş Aşana ile başlayan Tanrısal yargının doruğa ulaştığı bir Kipur gününe daha Yüce Tanrı’nın yargısından temiz ve saf bir şekilde çıkmak, günahlarımızdan arınmak, yeni yılda yeni başlangıçlar yapmak için üzerimizde tallitler, içimizde endişe, umut ve heyecanla sinagogları dolduracağız. Bu yıl da yine dua ederek, pişmanlık duyarak, itiraf ederek, gözyaşıyla, yakarışla Tanrısal yargının doruk yaptığı bu günü yaşamaya çalışacağız. Dileriz ki, Tanrı O’na açılan elleri ve yürekleri boş çevirmesin, dualarımızı işitsin, kalplerimizi açsın ve bizlere teşuva yapma gücünü versin. Böylelikle bizi bir kez daha bütün sevdiklerimizle birlikte yaşam kitabına yazarak mühürlesin. 

Marco Schleiter tarafından derlenen bir öyküyü sizlerle paylaşmak istiyoruz. Sanırım hepimiz bu öyküde kendimizden bir şeyler bulacağız.

Zamanın birinde ünü sınırları aşan büyük bir bilge yaşarmış. Birçok kişi her yerden o bilgeye gelerek nasihat alır, derdini anlatır, çare ararmış. Bilge bilgisini halkın hizmetine sunar ve onlara yol gösterirmiş. 

Günün birinde bilgeyi görmeye iki kadın gelir. Kadınlardan biri çok üzgün görünmekteymiş. Bilge sormuş “Ne arar ne sorarsınız?” diye. Üzgün olan kadın anlatmaya başlamış. “Ben bir kişiye karşı çok büyük bir günah işledim yüce bilge. Aslında o kişiden özür diledim ve o beni affetti. Ama Tanrı’nın beni affedeceğini hiç sanmıyorum. Geceleri uyuyamıyorum. Kısacası ne yapacağımı bilmez bir haldeyim.” Bilge başını sallamış ama diğer kadına dönmüş. “Ya sen ne istersin?” Kadın çok rahatmış. “Ben sadece bir beraha almaya geldim. Amacım arkadaşıma eşlik etmek.” Bilge gülümseyerek “çok iyi” demiş “İstediğin berahayı veriyorum. Sanırım senin pek günahın yanlışın yok ki hiç dile getirmiyorsun.” Kadın gülümseyerek “Mutlaka ufak tefek günahlarım vardır. Ama bunları anlatıp sizi sıkmak ve değerli vaktinizi almak istemem” demiş.

Bilge başını sallayarak “Şimdi sizden bir şey yapmanızı isteyeceğim” diye söze başlamış. Üzgün kadına dönerek “Sen bana dışarıda bulduğun en büyük taşı alıp getirmelisin. Sen ise günahların ufak tefek olduğu için bana küçük taşlar toplayıp getirmelisin.” İki kadın da dışarı çıkarak yakındaki tarlaya yönelmişler. Üzgün olan kadın taşıyabileceği en büyük taşı zor da olsa bilgenin yanına getirmiş. Diğer kadın ise birçok küçük taş toplamış heybesine doldurmuş o da bunları bilgeye getirmiş. Bilge bunu gördükten sonra taşları buldukları yere geri koymaları gerektiğini daha sonra onlarla konuşacağını söyleyince üzgün kadın nereden aldığını bildiği taşı hemen yerine koymuş ve sevinçle bilgenin yanına dönmüş. Diğer kadın ise ne kadar uğraşsa da küçük taşları aldığı yeri bulamamış heybesinde taşlarla bilgenin yanına dönmüş.

Bilge ikisine de bakarak şunları söylemiş. “Sen büyük bir günah işlediğini söyledin. Onun için senden büyük bir taş getirmeni istedim. Yaptığın için pişman oldun ve o kişiden özür diledin. O da seni affetti. Vicdanın seni rahatsız ettiği için bana geldin. Taşı aldığın yeri bildiğin için yani özür dilemen gereken kişiyi bildiğin için sorun yoktu. O kişi seni affettiğine göre eminim Tanrı da affedecektir. Ancak sen günahlarını önemsemedin. Onlardan söz etmeye yanaşmadın. Onlar nereden alındığı bilinmeyen ve bundan dolayı eski yerlerine konamayan küçük taşlar gibi her zaman senin yanındalar. Onlardan pişman olmadığın için özür dilemek gereğini bile duymadın. Bu kadar vurdumduymaz iken Tanrı’nın seni nasıl affetmesini istersin?” 

Gerçekten bizler yaptığımız yanlışlar için pişman mıyız? Yoksa hazır Kipur gelmişken orucumuzu tutup, sinagoga gelerek belki de affediliriz düşüncesi ile mi hareket etmekteyiz? Kipur öncesinde şöyle bir uygulama yaptığımızı düşünelim. O yıl içinde işlediğimiz günahları, kırdığımız kalpleri bir kâğıda yazalım. Bir yıl sonra aynı uygulamayı yeniden yapacak olursak göreceğimiz aynı hata ve günahların ertesi yıl da yeniden işlendiğidir. Bu da bizlerin aslında yanlışlarımızdan ders almadığımızı ve hiç de pişman olmadığımızı göstermektedir. Umursamaz kadının yaptığı gibi her yıl o küçük taşları hep topluyor ve hep yanımızda gezdiriyoruz. O halde ne yapmak lazım?

Bunun yanıtı hem çok kolay hem de hiç kolay değil gibi gelir bana. Yanıt kolay çünkü hepimiz ne yapmamız ve ne yapmamamız gerektiğini biliyoruz. Çok zor çünkü bunun gereğini kalbimizin derinliklerinde hissetmiyor, yüzeysel kalıyoruz. Daha da zoru değişmek istemiyoruz. Bu böyle olduğu sürece Tanrısal yargıdan dilediğimiz gibi temiz çıkmak çok da mümkün olmayacaktır.

Gelin birlikte bu Kipur gününde bir karar verelim. Elden geldiğince olumlu yönde değişmek için bir adım atalım. Önümüzdeki yıl sadece ihtiyacımız olduğunda değil olabildiğince fazla sinagoga gelelim, bütünleşelim. Konuşmalarımıza, yediklerimize, yaptıklarımıza dikkat edelim. Bu gayret mutlaka o büyük taşı yerine koyan ve affedilme mutluluğunu yaşayan kadında olduğu gibi Tanrı’nın dikkatinden kaçmayacak ve özlediğimiz güzel günlere ulaşmamızda bizlere yardımcı olacaktır.

Rahamana tselotana tekabel berahamin.

Tanrı’m dualarımızı merhametle kabul et, amen. 

ŞABAT ŞALOM KTİVA UGMAR HATİMA TOVA

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın