Tanrıça

Bu yazıyı okuduğunuzda 1891 yılında başlayan Roland Garros efsanesinin 116. gösterimi tamamlanmış olacak. Kadınlarda 20.doğum günü hediyesi olarak bir Roland Garros şampiyonluğu alan Letonyalı JELENA OSTAPENKO, finalde tecrübeli Romen SIMONA HALEP karşısında hiç kimsenin beklemediği bir galibiyete imza attı. Erkeklerde, klişe tabirle Toprak Ağası İspanyol RAFAEL NADAL tarih yazdı ve 10.şampiyonluğuyla "Bir Grand Slam turnuvasını en çok kazanan sporcu" oldu. 2005 yılında 19 yaşındayken Paris´te zafere ulaşan İspanyol bugüne kadar sadece 3 defa kürsüye çıkamadı. Bunlardan birinde sakatlanıp turnuvadan çekilmişti zaten. Biz şimdi AĞA´yı bırakalım ve TANRIÇA´ya bakalım. Yazımızın konusu La Divine ya da La Grand Dame olarak bilinen, kadınlar turnuvasının şampiyonluk kupasına adını veren, 1914-1926 arasında dünya tenisinin 1 numarası ‘Tenisin Divası’ Suzanne Lenglen.

Tanrıça

JELENA OSTAPENKO - AYKIRI BİR GENÇ ŞAMPİYON!

Tanrıça Suzanne Lenglen son Fransa şampiyonluğunu 1926 yılında kazandıktan tam 91 sene sonra 19 yaşında Letonyalı bir genç sporcu, JELENA OSTAPENKO Paris havasını belki de tenisin bundan sonrasını değiştirdi ve şampiyon oldu. Hırçın, yerinde duramayan, en iyi savunmanın hücum olduğuna inanan, sabırsız bir kız. Belki bu hırçınlığıyla başarıyor, belki bu hırçınlığı seyirciyi çekiyor, belki oyun planını rakibin hatasına bağlayan sevimsiz bir tenis oyununa yeni bir soluk getireceği için seyirci onu seviyor, muhafazakâr eski geleneğin adı genç temsilcileri de kendisinden hoşlanmıyor. 47 No olarak girdiği turnuvada kimse ona şans vermedi, kimse onu görmedi fakat o önüne geleni devirdi. Bağıra çağıra oynadı, belki her topa itiraz etti, belki raket attı, belki rakibine söylendi. Fakat açın bakın tenis eleştirmenlerine Roland Garros performansı için tek bir olumsuz söz göremezsiniz. Çünkü tenis korttan enerji çıkarırsa seyredilir. Ostapenko bu enerjiyi çıkardı. Antrenörü ünlü İspanyol toprak ustası Medina Garrugues diyor ki “Bu kız tam bir Doğu Avrupalı ve şimdi de İspanyol sabrını öğrenecek.” Bence yanılıyor ve öğrenmezse çok iyi eder. Ostapenko’yu sabır kalıplarına bağlamak onu bitirmek, korttaki enerjiyi yok etmektir. Bırakın istediği gibi oynasın. Kendi kalıplarınıza sokmayın, kendi devrimini yapsın ve kendi evrimini yaşasın. Gençlik bunu istiyor, Ostapenko da öyle!

 

Turnuvayı takip edenler Stad Roland Garros dendiğinde iki ismi çok duyar: PHILIPPE CHATRIER ve SUZANNE LANGLEN. Bunları maçların yapıldığı iki kortun adı olarak duyarsınız da kimdir bunlar?

Philippe Chatrier, eski bir tenisçidir, uzun yıllar Fransa tenis federasyonu başkanlığı, uluslararası tenis federasyonu (ITF) başkanlığı yaptı, olimpiyatlara tenis branşı onun sayesinde girdi. Ölümünden sonra 2001 yılında 15,000 kişilik merkez korta onun adı verildi.

İkinci kort 1994 yılında yapılmış ve 10,000 seyirci kapasitelidir. Bu korta da Fransızların ‘Kortların Tanrıçası’ adını verdiği efsane bir sporcu SUZANNE LENGLEN adı verildi.

İşte yazımızın konusu La Divine ya da La Grand Dame olarak bilinen, kadınlar turnuvasının şampiyonluk kupasına adını veren, 1914-1926 arasında dünya tenisinin 1 numarası “Tenisin Divası” Suzanne Lenglen.

24 Mayıs 1899 doğumlu bir Parisli, babası Charles taşımacılık işiyle uğraşır. Suzanne iki yaşındayken bir erkek kardeşi olur fakat sağlık sorunlarından üç yaşında hayatını kaybeder. Böylece Suzanne tek çocuk olarak bütün ailenin ilgisini taşır. Lenglen ailesi kışları Güney Fransa’da geçirir. Küçük kızın kronik astımı vardır fakat bir yandan da atletiktir, özellikle küçük yaşlarda iyi bir yüzücü olduğu yazılır. Charles o dönemde kızının spor yaparak güçleneceğini ve sağlık sorunlarını aşacağını düşünür, diğer sporların yanında tenise de başlatır. 1910 yılı Suzanne Lenglen adlı küçük fakat çok yakında dünya tenisinde söz sahibi olacak bir sporcunun yola çıktığı tarihtir, küçük kız 11 yaşındadır. Kızına raket veren baba Charles, birkaç ay içinde tenis dünyasını titretecek bir yetenekle karşı karşıya olduğunu anlar. Bütün işini devreder ve elindeki bütün parayı kızını şampiyon yapmak için harcamaya başlar.

Bugün de bundan farklı değil elbette. Tenis gibi birçok sporda ilk sponsor aile olmak zorunda. 80 milyonluk ülkemizde uluslararası başarıya sahip birkaç tenisçi olmasının sebebi sporcuların yetenekleriyle değil sporcuya yatırım yapılmamasıyla ilgilidir, spor kültürünün olmamasıyla ilgilidir, sporun insan hayatındaki öneminin hala anlaşılamamasıyla ilgilidir.

İşte bugün hala bizim toplumun anlayamadığı bu değerler 100 yıldır batı kültüründe el üstünde tutulmakta, eğitimin ve bireysel gelişimin bir parçası olarak görülmekte. Biz de hâlâ merak ediyoruz orada oluyor da burada neden olmuyor diye!

Biz 107 yıl öncesine dönelim bakalım.

Charles Lenglen her ne gördüyse iyi görmüş olmalıdır çünkü küçük Suzanne eline raket aldıktan tam dört yıl sonra 15 yaşında 1914 Fransa Şampiyonası final maçına çıkar fakat kaybeder.

Finalde kaybettiği önceki yılın şampiyonu Marguerite Broquedis kendisinden altı yaş büyüktür. Bu maç Lenglen’in kariyerine dönüp bakıldığında çok önemli çünkü bütün kariyeri boyunca tamamlanmış bir maçta aldığı tek yenilgi bu olacaktır. 1921 yılında New York’ta karşılaştığı Molla Mallory maçını sağlık nedenleriyle yarım bırakacaktır.

Langlen, Fransa şampiyonu olamasa da iki hafta sonra Paris’te Dünya Sert Kort Şampiyonu unvanına sahip en genç tenisçi olarak tarihe geçer. O zamanlarda beton kortlar olmadığı için buradaki ‘sert zemin’ terimi toprak kortlar için kullanılıyor. Turnuva, Fransa şampiyonası aksine, tüm uluslararası amatör tenisçilere açık olduğu için bugünkü Roland Garros habercisidir ve Wimbledon ardından en prestijli turnuvadır. Bu turnuvada Amerikalı partneri Elizabeth Ryan ile ilk defa çiftlerde oynar ve şampiyon olurlar. Bundan sonra birlikte tek bir maç bile kaybetmeyeceklerdir. Wimbledon’a davet edilirler fakat baba Lenglen kabul etmez riskli bulur.

Suzanne Lenglen tenis antremanları yanında bale dersleri de alır, ayak hareketleri ve bacaklarının güçlü olması için önemlidir. Bu bale derslerinin etkisi korttaki estetik hareketlerinden görülüyor, o dönemde çekilen videolar izlendiğinde daha iyi anlaşılır.

1914 yılının ağustos ayında Avrupa savaştadır. Lenglen ailesi Nice’e yerleşir ve Suzanne babası ile antrenmanlara devam eder. Charles Lenglen bir tenis antrenörü değildir ama zeki bir adamdır. Vuruşlardaki isabet oranını artırabilmek için kortun değişik yerlerine mendiller yerleştirir ve kortun değişik yerlerinden mendilleri vurma antrenmanı yaptırır. Bu antrenman yönteminin kortlarda uygulanmasına daha 10 yıl vardır! Erkek sporcularla antrenmanlar yapar.

Dönüm noktası

Savaştan sonra 1919 Wimbledon Suzanne Lenglen için dönüm noktasıdır. İlk defa çim kort oynayacaktır. Bütün geleneksel tenis kıyafetlerini bir yana bırakır. Kolsuz bir bluz, dize kadar etek, korsesiz bir kıyafet, dizüstü çoraplar ve bir şapka. Muhafazakâr İngiliz kadınlarının gözünde uygunsuz bir kılıktır bu, maçları terk edip giden kadınlar bile vardır. Fakat erkek seyirciler hayatından memnundur, basın da öyle. Herkes şok geçirse de Matmazel Lenglen finale kadar çıkar ve orada kendisini 40 yaşını biraz geçmiş yedi kez Wimbledon şampiyonu Dorothea Lambert Chambers beklemektedir. Final maçında 8000 seyirci ile Kral George ve Kraliçe Mary protokolde bu gösteriye hazırdır. Sadece ülkelerin değil nesillerin de bir çarpışmasıdır bu. Modern ile geleneksel yapının, gençlik ile orta yaşın bir maçı izlenir. İlk seti Fransız, ikinci seti İngiliz alır. Son set başlamadan önce Suzanne babasından brandy ister! Biraz canlanmak için gerekli görür ve bundan sonraki hayatında kortta yanında enerji içeceği olarak brandy bulunduracaktır. Tabii bir de konyağa batırılmış küp şekerler! Büyük çarpışmayı son sette Suzanne Lenglen kazanır ve dünya tenisinde bir devrim olur. Suzanne artık bir tenis yıldızı değil uluslararası bir divadır. Saçlarını kısa kestirir, parlak ipek bandanayı keşfeder. Tüm gençliğin takip ettiği, ne giyerse moda olan bir ikondur artık. Kışları Güney Fransa’da antrenman ve maçlarla geçirir. Fransız Riviera’sının Kraliçesi dans, eğlence ve kumarla geçen gecelerin gündüzlerini sporla doldurur.

1920 yılı kesintisiz zaferlerle geçer. Fransa ve Wimbledon şampiyonluklarından sonra Tanrıça, Antwerp’de olimpiyat şampiyonluğunu da Fransa’ya getirir.

1921 yılı da zaferlerle geçer ve Dünya Sert Kort Şampiyonası finalinde ilk defa Amerikalı Molla Mallory ile karşılaşır. İlk seti aldıktan sonra ikinci sette 3-3 durumda Lenglen maçı bırakmaya kalkar. Babası her zaman kort kenarındadır ve ayağa kalkıp bağırır “maçı bırakırsan seni evlatlıktan reddederim !” Her şey bir anda değişir, kortun kenarından bir şişe konyak gelir, Lenglen maça döner ve bir daha top göstermez.

Lenglen’in yenilgisi

ABD tenis federasyonu USTA, Tanrıça’nın peşindedir. Amerika’ya davet eder ve savaşta hayatını kaybeden Fransız askerlerinin ailelerine yardım amacıyla bir seri gösteri maçı ayarlanır. Baba Lenglen deniz yolculuğu yapmak istemez fakat Suzanne annesi ile ağustos ayında yola çıkar. Programda Amerika Kadınlar Şampiyonası ki bugünkü US Open öncüsüdür, oynamak yoktur ama emri vaki yaparlar. İkinci turda karşısına Molla Mallory gelir. Suzanne yoldan dolayı yorgundur, kronik astımı nüksetmiştir, antrenmansızdır ve böyle bir iddialı maça hazır değildir. İnanılmaz bir seyirci tribündedir ve Molla ilk seti kazanır. Suzanne öksürükler arasında oynamaya çalışır fakat ikinci sette dayanamaz maçı bırakır. Hayal kırıklığıdır, Fransız yenilmekten korkup numara yapmış ve maçı bırakmış denir. Amerikan basını Suzanne Lenglen’e “Öksür ve Kaç” lakabını takar. Tanrıça’nın morali çok bozulur, başlangıçtaki sempatinin linçe dönüştüğünü görür, çaresiz ve yalnızdır. Diğer maçlar iptal edilir ve geri döner.

1922 Wimbledon finalinde Molla Mallory ile karşılaşan Suzanne Lenglen kortta rüzgâr gibi eser ve maçı 6-2 6-0 kazanır. Filede tokalaştıklarında Suzanne Lenglen hafifçe iki defa öksürecektir!

Wimbledon 1926 ilginç bir olaya sahne olur. Fransız tenis federasyonu çiftlerde daimi partneri Amerikalı Elizabeth Ryan yerine Fransız sporcu Diddie Vlasto ile oynamasını ister. Lenglen bundan hoşlanmaz ve daha da kötüsü ilk turda Ryan ve partneri ile karşılaşırlar. Akşam oynanacak maça hakemler aniden öğle saatlerine tekler maçı koyarlar. Lenglen bundan sabah haberdar edilir ve o da maça gelemeyeceğini bildirir. Hâlbuki Kraliçe Mary protokolde hazırdır ve o maç oynanamaz. Çiftler maçından 1 saat önce korta gelen Lenglen hakemlerle şiddetli bir tartışmaya girişir ve çiftler maçına çıkmaz soyunma odasına gider. Hakemler rakiplerine teklif etse de böyle bir hükmen galibiyeti kabul etmezler, maç ertesi güne sarkar. Bu defa korta geldiğinde Lenglen tribünlerdeki İngiliz seyircinin büyük tepkisiyle karşılaşır çünkü yaptığı hareket Kraliçe’ye hakaret olarak kabul edilmiştir. Lenglen ve Vlasto maçı kaybeder. Maçtan sonra Kraliçe Mary, Lenglen’e selam bile vermez; görmemezlikten gelir.

 

 Kariyerin sonu

Artık muhteşem tenis kariyerinin sonuna gelmektedir. Peş peşe 181 maçlık galibiyet serisi kırılması mümkün olmayan bir rekor olarak tarihe yazılır.

1926 yılında bir Amerika turu daha yaptıktan sonra tenise veda eder ve Paris’te bir tenis akademisi açar. Hayatı boyunca amatör, parasız gençlerin önünü keseceğinden ve tenisin zengin sporu olmasından şikâyet eden, bu sistemle savaşan, gençlerin teniste daha fazla yer bulması için bütün sınırları zorlayan Tanrıça, bu akademiyle genç neslin kortlarda yer bulması için uğraşacaktır. Profesyonel tenisin savaşını veren bir öncüdür aslında.

1922 yılında ilk defa bir tenis eğitim filmi çeker “How I Play Tennis - Nasıl Tenis Oynuyorum” ve her yerde yayınlanır.

Tanrıça Lenglen 1938 Haziran’ında lösemiye yakalanır, birkaç hafta sonra kör olur ve temmuz ayında bu dünyadan göçer.

Suzanne Lenglen 1925 yılında Wimbledon kazanan son Fransız’dır, 2006 yılında Amelie Mauresmo’ya kadar hiçbir Fransız Londra çimlerinde şampiyonluk görmeyecektir.

Maçlarının çoğunu 6-0 6-0 kazandığı için ondan bir oyun almak bile rakiplerin başarı hanesine yazılırdı. Yenilmezlik çok güçlü bir ilaçtı ve bu mükemmelliği koruyabilmek için kortta olabildiğince hırçın davranırdı. Bir sette üç oyun kaybetmesi histeri krizleri geçirmesine neden olurdu. Şartlar hoşuna gitmezse maçlara çıkmaz, organizasyonlardan çekilirdi. Hatta hakemlerden memnun kalmazsa derhal değiştirilirdi. Fakat tenis seyircisi sadece onu izlemek için turnuvalara akın ederdi. Wimbledon turnuva alanı Lenglen kuyruklarını kaldıramaz hale gelince 1922 yılında tamamen yenilenmiş ve genişletilmiştir.

Suzanne Lenglen için güzellik korttaki atletik duruşu, estetik hareketleri ve korta getirdiği modern hava demekti. Mutlaka bir mücevher ile süslediği ipek bandanası, pembe paltosu, makyajıyla o bir tenis ikonuydu. Suzanne Lenglen adına tenis ayakkabıları üretilmişti.

“Her türlü vuruşu ve nerede nasıl bir vuruş yapması gerektiğini bilir, rakibini kortta koşturmaktan zevk alır ve rakibine asla üst üste aynı iki vuruşu yaptırmazdı”. Elizabeth Ryan böyle yazmış.

O günlere tanık olanlar demiş ki “Tanrıça ilahi renkleriyle kortta harekete başladığında esen rüzgâr neşe saçardı.”

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın