Nefret, korku ve altın raketli Küçük Mo!

Kadınlar tenisinin zirvesine çok genç yaşta adını yazdıran Maureen Connolly’nin, renkli kariyeri ve genç yaşta sona eren karanlık hayat hikâyesi…

Tenis dünyasında çıkılacak bir zirve varsa bunun adı Grand Slam olan dört büyük turnuvayı kazanmak, fakat hepsini aynı takvim yılı içinde kazanmaktır.

Bir takvim yılı içinde dört büyük Grand Slam turnuvası doğudan batıya doğru hareketle ocak ayında Avustralya, mayıs sonu ile haziran başında Fransa (Roland Garros), haziran sonu ile temmuz başında İngiltere (Wimbledon) ve nihayet ağustos ayının son pazartesi günü ile başlayan ve eylül ayına sarkan iki haftada Amerika Açık turnuvaları tenisin zirveye ulaştığı günlerdir.

Bu dört turnuvayı aynı yılda kazanmak, Grand Slam yapmak olarak tenisin özel bir sayfasına kaydolmak demektir. Her sporcu bir Grand Slam ayağı kazanabilir ama hepsini birden kazanmak için çok özel sporcu olmak gerekir. Bakalım kimmiş bu özel sporcular:

KADINLAR:

1953  Maureen Connolly (ABD)

1970  Margaret Court (Avustralya)

1988  Steffi Graf (Almanya)

ERKEKLER:

1938  Don Budge (ABD)

1962  Rod Laver (Avustralya)

1969  Rod Laver (Avustralya)

Görüldüğü gibi toplamda beş sporcu bu büyük başarıya ulaşabilmiş. Eğer buna 1968 yılından itibaren amatör ve profesyonellerin birlikte yarışmasına izin verilen Açık Dönem ayrı değerlendirilirse sayı üç ile sınırlı kalır.

Aslında 1968 öncesinde amatör sporcuların yarıştığı, bugünkü büyük sponsorluklar ve ödül paralarının olmadığı düşünülürse, üç kıtada o günün koşullarında seyahat eden sporcuların başarısının önemi ve değeri daha da iyi anlaşılır.

Bu beş özel sporcudan biri, Grand Slam unvanına ulaşan ilk kadın sporcu Amerikalı Maureen Connolly ya da bilinen adıyla Little Mo (Küçük Mo) bu yazının konusu olacak.

Maureen Catherine Connolly 17 Eylül 1934 tarihinde San Diego, Kaliforniya’da doğar. Üç yaşındayken anne ve babasının boşandığı, annesi ve anneannesi ile büyüdüğü erişilen her kaynakta yazar. Yazılmayan ise neden hep mutsuz, kızgın, adeta zamanı hızlı yaşamak ve elde edebileceği ne varsa bir an önce sahip olma telaşıdır.

Literatür nedense bunları analiz etmez, üstünde düşünmez, incelemez. Belki de okuyucu merak etmez, talep olmayınca arz neden olsun ki?

MAUREEN’İN ŞANSI

Maureen’in çocukluğunun nasıl geçtiğini bilmiyoruz ama asıl büyük şansı üç kortluk küçük bir tesiste bir spor mağazası işleten ve tenis dersleri veren Wilbur Folsom ile tanışması olacaktır. Sekiz yaşındaki bir kız elindeki oyuncak bebekleri kızgınlıkla değil de atletik bir coşkuyla sağa sola atıp eğlenirken Folsom’un dikkatini çeker. Maureen ilk raketini bir buçuk dolar bedelle Folsom’dan alacak ve ilk dersleri için saatine 50 cent ödeyecektir. Burada Wilbur Folsom için ‘Şampiyonların Mimarı’ dendiğini belirtelim. Yaşamak için bir spor mağazası işlettiği fakat tenis öğretmek için saatine 50 cent aldığı, gerçek bir sporsever ve filantropist (insansever-hayırsever) olduğu, 1930’lu yıllarda San Diego’da tenisin en büyük şansı olduğu yazılıyor. Bugün bile Amerika Tenis Federasyonu USTA tarafından Wilbur Folsom adına turnuva düzenlenmekte.

Maureen Connolly antrenörüne neden Şampiyonların Mimarı dendiğinin canlı kanıtı olacak. Eline raket aldıktan sekiz yıl sonra Amerika Kadınlar Şampiyonluğu ve ondan hemen iki yıl sonra da, 18 yaşında, 1952 yılında Wimbledon zirvesine çıkacaktır.

Folsom’un özel bir servis tekniği vardır ve özellikle güce dayalı olduğu için kadınların uygulayamadığı bu teknikle başarılı olan tek sporcu Maureen Connolly olacaktır. Folsom başka bir şey daha yapar. Maureen solaktır ve sağ eliyle oynamasını ister, üstünde çalışırlar, geçiş çok zordur ama başarılı olurlar.

Folsom ile büyük ilerleme gösteren Maureen, Balboa Tenis Kulübünden üyelik teklifi alacak ve orada dünyanın en büyük tenis antrenörlerinden Eleanor Tennant ile çalışma fırsatı bulacaktır.  Eleanor Tennant ilk profesyonel kadın tenisçilerdendir ve 1939 Wimbledon şampiyonları Alice Marble ile Bobby Riggs’in antrenörüdür. Ayrıca Beverly Hills Tenis Kulübünde özel dersler vermektedir. Öğrencileri arasında da Marlene Dietrich, Clark Gable ve Errol Flynn gibi ünlüler yer alır. On iki yaşındaki Maureen ile popüler Koç Eleanor Tennant çalışması büyük bir uyum içinde geçecektir. Hırslı ve çok disiplinli sert bir antrenör ile hırslı ve çalışkan genç yetenek büyük iş yapacaktır. Tennant genç öğrencisine damla damla başka bir şey daha aşılayacaktır: Rakiplerinden nefret etmek! Kortta karşısına kim çıkarsa çıksın asla affetmemek, nefret etmek ve bir an önce kortun dışına süpürmek. Maureen’in karakterine çok uygun bu davranış biçimi kısa sürede kendisine “Saç örgülü katil” denmesine neden olacaktır. Fakat daha sonra geri çizgiden güçlü ve isabetli forehand - backhand vuruşları nedeniyle ömrü boyunca taşıyacağı lakabına kavuşacaktır: Little Mo! Lakabın geldiği yer de zamanın en büyük Amerikan savaş gemisi ‘Big Mo’ lakaplı US Missouri olacak.

EN GENÇ ŞAMPİYON

Tennant’ın genç Maureen üzerindeki etkisi 1951 Amerika Şampiyonası (bugünkü Amerika Açık) yarı finalinde çok belirgin hale gelecektir. Rakip Maureen’in idolü ünlü Doris Hart’tır. Tennant oyuncusunun hayranlığını iyi bildiği için Doris Hart’ın kendisine kortta bir ders vermek isteyeceğini ve hafife alacağını sürekli işler. Taktik tutacak, çok kırılan ve üzülen Little Mo bambaşka bir motivasyonla ünlü rakibini 6-4 6-4 skorla eleyecek, finalde de Shirley Fry karşısında üç setlik zor bir galibiyetle Amerika tenis tarihinin en genç şampiyonu olacaktır. Bu sırada on altı yaşındadır.

Ertesi yıl ilk Wimbledon Turnuvasını oynayacaktır Little Mo fakat antrenörü ile çatışmaları ve gergin ilişkileri bir ayrılığı işaret etmektedir. Wimbledon’a omuz sakatlığı ile gelen Maureen’e antrenörü Tenant çekilmesini önerir. Antrenörünün uzlaşmaz davranışları ve taleplerinden bıkan Little Mo şiddetle itiraz edecek ve turnuvayı oynayacaktır. İyi ki de antrenörünü dinlememiş ve oynamıştır çünkü üç yıl üst üste kazanacağı Wimbledon şampiyonluk serisi böylece başlayacaktır. 1952 Amerika Şampiyonluğu unvanını koruduktan sonra San Diego’ya dönüşünde kutlama seremonisinde kendisine bir at hediye edilir, Colonel Merryboy. Maureen atlara çok düşkündür ve tenisten sonraki en büyük tutkusu at binmektir.

Eleanor ‘Teach’ Tennant ile yolları ayrılınca 1953 sezonu için Avustralya Davis Cup Kaptanı Harry Hopman ile anlaşır. Harry Hopman Avustralya Davis Cup Takımını 1938-1969 arasında çalıştırmış ve on beş dünya şampiyonluğu kazanmıştı. 1989 yılından beri her yıl ocak ayının başında Avustralya’da düzenlenen ‘Hopman Cup’ onun adını taşır.

Connolly - Hopman birlikteliği müthiş bir 1953 yılı görür. Little Mo bütün Grand Slam turnuvalarını aynı yıl kazanır. Adeta rakiplerini korttan siler süpürür. Dört turnuvada sadece tek bir set kaybeder. 1951 Amerika Şampiyonası ile 1954 Wimbledon arasında toplam dokuz şampiyonluğa imza atmış, elli maç üst üste kazanmıştır. Dünya kadınlar tenisinin zirvesine çıkıp, ilk Grand Slam yaptığında sadece on dokuz yaşındadır.

VEDA

20 Temmuz 1954…

Maureen ‘Little Mo’ Connolly üçüncü Wimbledon şampiyonluğunu da kazandıktan iki hafta sonra San Diego’da çok sevdiği atına binerken bir kamyondan ürken Colonel Merryboy kontrolden çıkar ve genç sporcu at ile kamyon arasında kalır. Attan düşen Little Mo’nun sağ fibula kemiği kırılır ve tenis dünyası büyük bir sporcuyla on dokuz yaşında vedalaşır.

Ertesi yıl evlenir, çocukları olur, asla spordan kopmayacaktır. Kendi adını taşıyan bir vakıf kurar ve şanssızlıklarla biten parlak kariyerini binlerce çocuğun tenis eğitimine destek vererek taçlandırır.

Maureen Catherine ‘Little Mo’ Connolly 1969 yılında, adını üç yıl üst üste şampiyonluk kürsüsüne yazdırdığı Wimbledon’dan iki gün önce, 34 yaşında dünyaya gözlerini kapatır. Son üç yıldır kanserle boğuşmaktadır.

Peşini hiç bırakmayan talihsizlikler hem kısa süren tenis kariyerini hem de hayatını sonlandırdı Küçük Mo’nun. Kurduğu vakıf hâlâ genç tenisçilere destek veriyor. 1973 yılından bu yana on sekiz yaş altı en iyi Amerikalı ve İngiliz kız tenisçilerin katıldığı Maureen Connolly Challenge Trophy düzenlenmekte.

“Kortta sadece rakibimi görürüm, yan kortta dinamit patlatsa farkına bile varmam” diyordu Little Mo.

Hızlı ve parlak bir kariyerinin karanlık geleceğini de görmüş olabilir mi acaba şu sözleriyle:

“Tenis kortunda büyük olmanın kaderim, karanlık bir kaderim olduğuna inandım. Zaman zaman tenis kortunu bana ait gizemli bir orman, kendimi de yalnız ve korkmuş bir avcı olarak gördüm. Nefret, korku ve altın bir raketle donatılmış garip küçük bir kızdım sadece.”

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın