Biz mi çok tembeldik, şimdiki çocuklar mı çok yetenekli?

İki genç sporcunun başarılarını paylaşmak istiyorum: Ralf Telyas ve Mey Telyas… Biri jimnastikçi diğeri basketçi ama öyle takla atan, bahçede top sektiren çocuklar gelmesin aklınıza. Bu yaştan profesyonel sporcu olmuşlar! Anneleri Gila Telyas’ı yakaladım ve bu sevdanın detaylarını anlattırdım!

Biz mi çok tembeldik, şimdiki çocuklar mı çok yetenekli?

Genç annelerin yüklendiği folik asitten midir, aldıkları demir desteğinden midir bilmiyorum ama yeni nesil zıpkın gibi geliyor. Hatırlıyorum da küçükken ayaklarımı sürüye sürüye spora giderdim, daha da sürüye sürüye eve dönerdim. Zaten etrafımda da benim gibi bir tane daha yoktu. Ne desem, spor tutkusu biraz donuktu…

Ancak her şeyde olduğu gibi küçükken söylenip durduğunu büyüyünce takdir ediyor insan. Etrafımdakiler KEŞKE küçük yaşta spor yapsaydım derken, ben İYİKİ de yapmışım dedim. Ama devir değişti. Şimdiki aileler çok bilinçli, çocuklar çok istekli!

İşte bu yüzden bir süredir hep hayran kaldığım spor başarıyla çok yetenekli çocuklar tanıyıp onları tanıtma, ilham olma fırsatı buluyorum.

 

Öncelikle oğlun Ralf’i ve kızın Mey’i daha yakından tanıyabilir miyiz? Sporla nasıl tanıştılar?

Oğlum Ralf Özel İzmir Sev İlköğretim Okulunda 7. sınıf, kızım Mey de yine aynı okulda 4. sınıf öğrencisi. 

Ralf küçüklüğünden beri hiç yerinde duramayan, hareketli, enerji dolu bir çocuktu. Hatta okuma yazmayı da spor aşkına çözdü desem yeridir. Gazetelerden futbol sonuçlarını takip edebilmek, detayları anlayabilmek uğruna okumayı öğrendi. Başta futbol bir tutkuya dönüştü. Derken basket maçları da ilgisini çekmeye başladı ve sabaha karşı kalkıp NBA maçlarını izlemeyi isteyecek kadar derin bir ilgi duyar oldu. Bunun üzerine anasınıfına başladığı yıl da baskete yönlendirdik. Yapısının uygunluğu ve hızlı oluşu da başarısını etkiledi. Ayrıca tam bir matematikçi! Bu da gerek basket gerekse sörf, tenis gibi tüm uğraştığı sporlarda strateji kurarken, mantık yürütürken çok işine yaradı ve aldığı keyfi arttırdı. Yıllar geçtikçe Sadi Hocamızın önderliğinde, çok sevdiği arkadaşlarıyla birlikte Karataş Spor Kulübünde ve sonrasında okulunda lisanslı basketçi oldu. Dört senedir lisanslı sporcu olarak oynayarak il ve Türkiye genelinde turnuvalarda takım arkadaşlarıyla kulübünü ve okulunu teslim ediyor. 

 

Peki ya Mey? O bambaşka bir spora gönül vermiş. Fotoğraflara bakıyorum da benim de gönlümü çaldı. Nasıl estetik, nasıl güzel görünüyor… Onun jimnastik tutkusu nasıl başladı?

Kızım küçüklüğünden beri hayal gücü geniş, sahne (drama) gücü kuvvetli, sanatçı ruhlu bir çocuk. Fakat onun sporla tanışması kendi ilgisinden çok benim teşvikim ile 3,5 yaşında Ege Ritmik Jimnastik Kulübünde jimnastiğe başlayarak oldu. Tam da yerini buldu galiba, çünkü bu sayede müzikle ve dansla yaşamayı seven bir çocuk olarak hepsini bir arada götürebildiği bir spor alanında kendini geliştirme fırsatını yakaladı. Daha sonrasında esnekliği ve fiziğinin uygunluğundan dolayı kulüp sahibi Juli Hanım ve öğretmenimiz Gözde Hoca’nın isteği ile üç senedir Ege Jimnastik Kulübü ve Sev İlköğretim adına lisanslı olarak il ve ülke genelinde yarışmalara katılmakta. Bu yarışmalarda önemli başarıları oldu.

 

Bu folik asitle, demirle olacak iş değil. Sizin genleri mi naklettirsek acaba… Ama her şey bir yana, tutku olmadan başarı da olmuyor sanırım, ne diyorsun?

Profesyonel sporun yolunun açılmasında elbette çocukların fiziksel özellikleri ve yetenekleri etkili oluyor. Çocuklarımdan gördüğüm kadarıyla o spora olan ilginiz zaman içinde geliştikçe zorluklarla karşılaşıp üstesinden gelebildikçe, zoru başarıp bir sonraki adımda ilerlemeye başladıkça tutkuya dönüşüyor ve ancak o tutku sayesinde bu kadar yoğun ve ağır bir antrenman temposunu sürdürebiliyorsunuz. Aksi takdirde zor bir akademik yarışın olduğu Türkiye’de tutku olmaksızın profesyonel bir sporu devam ettirmek pek mümkün değil.

 

Aslında Ralf ve Mey’in tutkuları ortakken, eğilim gösterdikleri spor dalları bir o kadar farklı. Basketbol takım sporuyken, jimnastik tamamen tekil olarak yapılabiliyor. Bu fark çocukların karakter gelişimlerinde nasıl bir rol oynuyor? Anneleri olarak bu durumun farklı etkilerini gözlemliyor musun?

Takım ve bireysel sporların çocuğun üstünde etkisi çok. Ancak tabii çocuğun karakteri de o etkiyi ne kadar alacağını belirleyen bir unsur. Takım sporlarında çocuk sadece kendi değil tüm takımının başarısından sorumlu ve bu etken çocuğu daima yalnız değil bir bütünün parçası haline getiriyor. “Ben onlarla, onlar da benimle var” düşüncesi egemen oluyor. Bu şekilde birlikte yol almayı, birbirlerinin hatalarını düzeltmeyi öğreniyorlar. Her birinin bireysel başarısının (veya başarısızlığının) tümünün başarısı (ve ya başarısızlığı) demek olduğu bilincindeler. Bu durum mesela Ralf’in hem özel hayatında, hem okul hayatında çoğu grup çalışmalarında kendini belli ediyor. Bireyi daha çok dinlemeye, anlamaya, ortak çözüm bulmaya yönlendiriyor.

Ancak ritmik jimnastikte iş tamamen farklı. Zaman zaman takım olarak da yapılmasına rağmen, ağırlıklı bireysel bir spor. Durum bu olunca, hırs ortamı her bir çocuğun üstünde çok daha etkin gözlemlenebiliyor. “Senin başarın (veya başarısızlığın) seni etkiler. Sen kendi başarından (veya başarısızlığından) sorumlusun” gibi bir bilinç daha yaygın. Fakat kulübümüzdeki öğretmenlerin verdiği eğitim ile çocuklar kendi aralarında birbirinin başarısını destekleyen, başarısızlığında üzülen bireyler oldular ki bu yıpranmayı onlar adına oldukça azaltan bir faktör. Bir de Mey bu hırs ortamında kendini biraz da karakterinin yardımıyla da koruyabiliyor; oldukça rahat ve yaptığı spordan keyif alan bir kız. Çıkardığı işten zevk almak kazanacağı derecenin önüne geçebiliyor ki aslında bu spor için hırsın biraz daha olması şart. Ayrıca Mey kendi yaş grubunda grup serisi yarışmalarına katılma şansı da yakaladı ki bu da çocukların kendi aralarında takım ruhunu ve bilincini geliştirmesinde çok faydalı oldu.

 

Oldukça yoğun bir tempo. Bıktıkları, bırakmak istediği zamanlar oluyor mu? Yoksa tam tersi mi?

Ne yazık ki özellikle Mey için tempo çok daha ağır çünkü esneklik, denge ritmik jimnastikte çok önemli ve bu da ancak çok daha yoğun, düzenli bir antrenman programıyla mümkün. Vücut çok nankör, biraz arayı açarsanız esnekliğini hemen kaybedebiliyor. Bu nedenle haftanın altı günü antrenmanları var; okul hayatını etkilediği gibi sosyal hayatını da etkiliyor. Fakat tutku yüksek olunca, mevcut istek dengeleri kurmayı beraberinde getiriyor. Ebeveynleri olarak bizler sosyal hayatından kopmamasına ve okul hayatında da gereken sorumlulukları yerine getirmesine özen gösteriyoruz, o da elinden geldiğince yerine getirmeye çalışıyor. Onun değil ama bizim bıraktırmak istediğimiz zamanlar epey oldu… Evimizin en travmatik konusu! Ancak “Okulu bırakırım da jimnastiği bırakmam” gibi bir cevap alınca konuyu daha fazla uzatamıyorsunuz.

Oğlun da aynı tutkuyu basketbol için besliyor besbelli. İleride bunu profesyonel kariyer olarak düşünüyor mu?

Ralf de bir basket tutkunu. Ancak ileride baskete profesyonel bir oyuncu olarak değil de basket maç spikeri olarak devam etmek istiyor. Ve bunu gönülden arzuluyor.

Çocukların tuttuğunu koparır görünüyorlar. Yakında basket maçlarını Ralf’ten dinlersek şaşmam. Bütün bu yoğun antrenmanların hedeflediği yarışmalar var tabii bir de. Ve her yerde… Bu yarışmalara katılmak için çok seyahat etmeniz gerekiyor mu? Bu zorluk yaratıyor mu?

Ne yazık ki evet. Ritmik jimnastikte yarışmalar, basket turnuvalarından daha sık oluyor. Basket turnuvalarının ilk ayakları genellikle İzmir’de, sonrasında şehirlerarası yolculuk yapıyoruz ki çok sık gerekmiyor. Bu durum da Ralf için okulla sporu sürdürmek adına avantaj sağlıyor. Ancak Mey ile yarışmalara katılmak üzere sık sık seyahat etmemiz gerekiyor ki sonrasında derslerin telafisi kızım için biraz yorucu olmuyor desem yalan olur. Fakat dediğim gibi her ikisi de yaptıkları sporu o kadar çok severek yapıyorlar ki her şeyin üstesinden geliyorlar. Çünkü her şeyden önce profesyonel spor çocuklara tartışmasız bir disiplin ve düzen sağlıyor.

 

Bu seyahat ve yarışmalarda eminim çok farklı ve ilginç insanlarla tanışıyorsundur. Daha çok hırs mı, dostluk mu ön planda oluyor? Yaşadığın ilginç olaylar varsa paylaşır mısın?

Evet, bu seyahatler, turnuvalar ve yarışma ortamları insanları tanımak için ilginç fırsatlar yaratabiliyor. Aslında rekabetin olduğu her ortamda hırs da kendini hissettiriyor. Ancak bunun dışa yansıması ebeveynin kendi tutumuyla ilgili… Kimisi işin keyfinde ve gerçekten her çocuğun vermiş olduğu emeğin karşılığını almasını diliyor. Öte yandan kimisi de kendi çocuğundan başka birinin öne geçmesine tahammül edemiyor. Çok farklı durumlarla karşılaşabiliyorsunuz. Jimnastik yarışmalarında bazen sizinle konuşmayan bile olabiliyor; kimi ailede başarı hırsı o kadar yer etmiş ki ürkütücü hallere bürünebiliyorlar. Basket maçlarında ortam bu kadar gergin değil. Fakat bir keresinde karşı takımın annelerinin öncülük ettiği bir tartışma, takım velileri arasında o kadar çıkmaza girdi ki polis olayı yatıştırmak durumunda kaldı. Yine de ne olursa olsun, çocuğunuzun çabasını, bu yaşta verdiği özveriyi sahada / sahnede görmek anlatılamaz bir heyecan ve keyif!

 

Sporun maalesef olmazsa olmazı sakatlanmalar… Birçok aile bu yüzden çocuğuna yoğun tempoda spor yaptırmaktan çekiniyor. Bu risk sizde tedirginlik yaratıyor mu?

Spor her zaman kendi içinde sakatlanma riskini taşıyor ne yazık ki. Özellikle jimnastikte ciddi sakatlanmalar olabiliyor. Fakat bunu düşünerek tedirginlik yaşamak ve/veya yaşatmak sporun sonunu getirebilir ve ilerlemeyi mümkün kılmaz. Şimdiye kadar çocuklar ufak tefek sakatlanmalar yaşadılar. Umarım da daha ciddisini hiçbiri yaşamaz.

 

Son olarak çocuklarını sporcu olarak yetiştiren ya da bunu isteyen ailelere önerilerin var mı?

Sporcu yetiştirmek kesinlikle kolay değil; ne çocuğun ne de ebeveynlerin kendisi için. Muazzam bir özveri istiyor. Fakat bu yolu seçen ve bundan keyif alan bir çocuğu kesinlikle engellememek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü zamanla görüyorsunuz ki ne kadar yorulsalar da mutluluğu bu şekilde de yakalıyorlar. Hatta aksini yapıp bıraktırdığınızda veya bir vesile istemeden bıraktığında ne kadar mutsuz olduklarını görüyorsunuz. Aslında zaman içinde bu disiplinin onların hayatına ne kadar yardımcı olduğunu, onlar için yaşıtlarının henüz hiç yaşama fırsatı bulamadıkları bir tatmini yaşattığını, cesaret verdiğini, önlerinde onları bekleyen yaşam için şimdiden mücadele etmeyi, yeri geldiğinde başarısızlığın da yaşanabileceğini ve bunun üstesinden gelebilmeyi öğrenmekte ne kadar katkısı olduğunu anlıyorsunuz. Önerim, profesyonel bir spor yapmak isteyen çocuğun önünü asla kesmeyin. Çünkü bir şeyi istemek ve başlamak gerisini getiriyor… Gittiği yere kadar…

 

Evet, her şeyde olduğu gibi korkuları yenmek, tutkulara köstek değil destek olmak kendimize de çocuklarımıza da verebileceğimiz en güzel armağan. Unutmamak lazım armağanlar hep mutluluk verir!

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın