Festivalde Amerikan sineması

69. Festivalde ABD biri iyi (Loving), diğeri kötü (Paterson), iki film ile temsil edildi.

Jürinin Cannes’dan eli boş gönderdiği, Jeff Nichols’un ‘Loving’inin adını önümüzdeki yıl Oscar Ödülleri adayları arasında sıkça duyacağız. 1958’in ırkçı Amerika’sında geçen konusuyla film, sivil hakların kazanılması hakkında gerçek hayattan alınan bir öyküyü anlatıyor. Bir zenci ile bir beyazın evlenmesinin suç sayıldığı Virginia’da hapse atılan Loving çiftinin dokuz yıl süren hukuk mücadelesini izliyoruz.

Jim Jarmush ‘Paterson’da hiçbir sosyal aktivitesi olmayan,    ot gibi yaşayan, hafif geri zekâlı, hayalci, itici, pasif, dalgın bir otobüs şoförünü anlatıyor.

 

ABD TARİHİNİN KARA SAYFASI

Aldığı skandal kararlarla hatırlanacak 69. Cannes Film Festivali Jürisi, önümüzdeki yıl Oscar Ödülleri adayları arasında adını sıkça duyacağımız ‘Loving’ filmini ne yazık ki Cannes’dan eli boş gönderdi.

Kariyerinin bu beşinci filminde, Spielberg’in mirasçısı olarak gösterilen Jeff Nichols, daha önce yaptıklarından ayrılarak sivil hakların kazanılması konulu mükemmel bir filme imza atmış.

1958’in ırkçı Amerika’sında geçen, gerçek bir olaydan, beyaz Richard Loving ile zenci Mildred Loving’in bir çocuk dünyaya getirdikleri için Virginia Eyaleti’nden kovulmalarından yola çıkan film, yüreklere hitap eden atmosferiyle Cannes’da çok beğenildi.

Jeff Nichols’ı uluslararası üne kavuşturan (ikinci filmi) ‘Sığınak/ The Shelter’, Yönetmenler Haftası bölümünün ve Eleştirmenler Birliği’nin (FIPRECI) En İyi Film ödüllerini almıştı (2011).

Ertesi yıl Nichols, ‘Mud: Missisipi Kıyılarında’ ile ana bölümde yarışmıştı. Bu yıl yaptığı iki filmden ilki, ‘Midnight Special’ın Berlin Film Festivali’nde yarışmasından üç ay sonra, ikinci filmi ‘Loving’ Cannes’da ayakta alkışlandı.

Aynı mahallede büyüyen Mildred (Ruth Negga) ile Richard (Jod Edgerton) birbirlerini çok sevmektedir ve evlenmeye karar vermişlerdir. Bundan tabii bir şey yoktur. Tek farkla ki, yaşadıkları 1958’in ayırımcı, ırkçı ABD’sinde, Mildred’in zenci, Richard’ın beyaz oluşu sorun yaratmaktadır.

Gizlice evlendikleri ihbar edilir, Virginia mahkemesi onları hapse mahkûm eder. Avukatlarının pazarlığı sonucu eyaleti terk etmek şartıyla hapis yatmaktan kurtulurlar. Virginia sınırlarına girmeleri halinde yeniden tutuklanacaklardır.

Medeni haklarının çiğnendiğine inanan Loving’ler bir üst mahkemeye müracaat ederek, haklarında alınan kararın bozulmasını isterler. Mücadeleleri dokuz yıl sürer.

Çoluk çocuğa kavuşmuş, çalışkan, duvarcı ustası bir baba ile fedakâr bir annenin birlikte yaşama hakkını engelleyen Virginia mahkemesi kararına isyan, kamuoyunda yankı bulur.

İş bilir ama acemi bir Yahudi avukatın (Nick Kroll) desteği ile Loving’lerin hukuki mücadelesi başlar. Bağnaz ve ırkçı Amerikalıların bütün engellemelerine rağmen, üst mahkeme 1967’de tarihi kararı açıklar: Siyah-beyaz evliliğini yasaklayan kanunun Anayasa’ya ve insan haklarına aykırı olduğu hakkında kesin karar verilmiştir.

1958’İN AYIRIMCI,  IRKÇI ABD’SİNDE BİR DRAM

Sürgün hayatı yaşadıkları Washington’dan, dört çocukları ile birlikte, ailelerinin bulunduğu Virginia’ya mahkeme kararı ile dönme hakkını kazanan Loving’ler, ABD’de milli kahraman ilan edilirler.

Irkçıların protesto yürüyüşleri, polisin zencilere uyguladığı şiddet, zencilerle beyazların evlenmelerini yasaklayan kanunun iptalini engelleyemez.

Altı kişilik Loving ailesinden günümüzde sadece, dört kardeşten tek kız olan Peggy hayatta. Babası Richard, henüz 42 yaşındayken bir trafik magandasının kurbanı olmuş, ikinci kere evlenmeyi reddeden annesi Mildred, 70’inde iken 2008’de, üç erkek kardeşi de muhtelif sebeplerden ölmüşlerdi.

‘Loving’, genç-ihtiyar, beyaz- zenci, homoseksüel- hetero olsun tüm insanların kanunlar çerçevesinde diledikleri gibi yaşamaları, âşık olmaları ve evlenmelerine hakkı olduğunu gerçeğinin altını çiziyor.

Film medeni hakların kazanılması için verilen bir savaşı destansı bir atmosfer içinde anlatıyor. Klişelerin tuzağına düşmeyen mizanseniyle ve duygusallığı dozunda sinema diliyle Jeff Nichols, sadece gerilim yaratmada usta bir yönetmen değil, iyi bir öykü anlatıcısı da olduğunu kanılıyor.

Orta sınıf bir Amerikan ailesinin oğlu olarak 1978’de Little Rock’ta doğan Jeff Nichols sanat tarihi tahsili gördü. Kardeşi gitarist ve şarkıcı Ben Nichols, tüm filmlerinin müziklerini yazdı. Jeff Nichols sadece kendisinin yazdığı senaryolarla film yapıyor.

Oyuncu kadrosuna gelince: ‘Midnight Special’ filminin iki başrolünden birini oynayan Joel Edgerton, fedakâr ve çalışkan aile babası, sadık eş Richard Loving rolünde çok başarılı.

41 yaşındaki bu Avustralyalı aktörü evvelce Cannes’da vatandaşı Baz Luhrmann’ın ‘Muhteşem Gatsby’ (2013) ve David Michod’un ‘The Rover’inde (2014) görmüştük.

Sadece kocası ve çocuklarını düşünen, geride bıraktığı ailesine kavuşmak için dokuz yıl mücadele eden Mildred Loving rolünde müthiş bir performans çıkaran zenci aktris Ruth Negga’yı muhtemelen Oscar adayları arasında göreceğiz.

Etiyopyalı aktris 2006 Berlin Film Festivali’nde umut vaat eden oyuncular arasına adını yazdırdı; Marc Foster’ın ‘World War 2’ (2013) ve bizde haziran ayında afişlere çıkan ‘Warcraft’ından sonra ‘Loving’de ilk kez başrolde gözüküyor.

Jeff Nichols’un demirbaş ve fetiş oyuncusu Michael Shannon’un da filmde küçük bir rolü var.

JARMUSH İZLEYİCİYİ İKİYE BÖLÜYOR

 

Amerikan bağımsız sinemasının ünlü ismi Jim Jarmush, Cannes’a sekizinci gelişi olan ‘Paterson’ ile izleyiciyi ikiye böldü. Bazı eleştirmenlerin Altın Palmiye’ye aday gösterdikleri filmi, diğerleri ölümüne sıkıcı buldu.

Cannes’daki bir önceki filmi, kabus gibi ağır ‘Sadece Aşıklar Geride Kalır/Only Lovers Left Alive’da (2013) olduğu gibi, Jarmush ‘Paterson’da da kahramanlarını, kenarda köşede kalmış, marjinal ama silik kişilerden seçiyor:

Hiçbir sosyal aktivitesi olmayan, ot gibi yaşayan, hafta sonlarını da evinde geçiren bir otobüs şoförü ve bütün gününü evini siyah-beyaza boyamaya, kendine siyah-beyaz elbiseler dikmeye harcayan, hiç arkadaşı olmayan, kocası gibi asosyal, çocuksuz bir ev kadını…

New Jersey’in Allan Ginsberg, William Carlos William gibi şairler kenti Paterson’da yaşayan otobüs şoförü Paterson (Adam Driver), boş zamanlarında bir not defterine şiir denemelerini karalar.

Her sabah 6.30’da kalkan, karısını kucaklayan, ondan gördüğü rüyayı dinleyen, 7.30’da otobüsünü kullanmaya başlayan Paterson, işinin dışında sadece köpeği Marvin’i dolaştırmak için sokağa çıkar, cep telefonu kullanmaz.

Evde kalan sevgili karısı Laura (Golshifteh Farahani) duvarları ve kapıları, siyah- beyaz geometrik desenlerle boyar, aynı motiflerden bisküviler pişirir.

Birbirlerine karşı son derece müşfik ve anlayışlı olan karı-koca arasında tek sorun yoktur. Laura’nın pişirdiği ve kötü bulduğu yemeği dahi Paterson, lezzetliymişçesine afiyetle yer. Her ikisi aynı düşünce kalıplarına sahiptirler. Aralarında en ufak bir fikir ayrılığı olmadığı gibi, bir ihtilaf da yaşamazlar.

Birbirlerine yettikleri için arkadaşa da ihtiyaç duymazlar. Henüz çocukları yoktur ama İngiliz buldoğu Marvin’in hayatlarında önemli yeri vardır.

Ben bu yaşıma geldim, böyle steril hayatı olan bir çifte rastlamadım. İnsanın hiç mi değişik bir fikri olmaz, hiç mi ihtilafa düşmez? Hiç mi kavga etmez?

Gerçek hayatı yansıtmadığı aşikâr olan filmini Jim Jarmush, basın konferansında şöyle izah etti:

“Paterson minimalist bir şiir-filmdir. Edebiyatın şiir dalına bir saygı duruşu olarak ele almamız gerektiği filmimi, aksiyon filmleri sinemasına, ağır dramatik filmlere bir ilaç olması için çevirdim.”

Jarmush, filminin ana temasının, küçük mutluluklarla yetinen kahramanının ‘kendi yolunu seçebilmesi’ olduğunu söyledi. Hafif geri zekâlı, hayalci, itici, inisyatif alma özürlü, pasif, her daim dalgın bir anti kahraman, sevimli ve kendine yakın bulmanın bence iki şartı var; ya benzer bir yaratılışta olmak ya da iflah olmaz bir şiir tutkunu. Rutinlerle dolu hayatından pek memnun gözüken Paterson’u Adam Driver canlandırıyor. Karısı Laura’yı oynayan Golshifteh Farahani sürgün hayatı yaşayan bir İranlı aktris.

2008’de Ridley Scott’ın ‘Yalanlar Üstüne/Body of Lies’ filminde oynarken başı açık röportaj verdiği için Ayetullahlar tarafından aforoz edilen 32 yaşındaki aktrisin, geçen yıl Egoiste dergisi için çıplak poz vermesi fırtınalar yaratmıştı. Yıldızı süratle yükselen Farahani önümüzdeki yıl ‘Karayip Korsanları 5’te Johnny Depp’in karşısında oynayacak.

Ben, Jarmush’un evli bir çiftin yedi günlük hayat dilimini anlatan, dünya ne kadar güzel ve sakin, insanlar ne kadar huzurlu ve mutlu ‘Paterson’undan nefret ettim.

Gece yarısı seansında yarışma dışı gösterilen Rock’n’roll filmi ‘Gimme Danger’ ile Jarmush 69. festivalde iki filmi gösterilen tek yönetmendi.

 

 

İLGİLİ HABERLER

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın